CEMEVLERİNİN TARİHÎ KÖKLERİ
1. BÖLÜM: CEMEVLERİNİN TARİHÎ KÖKLERİ
Bu çalışmada şu konular ele alınacaktır:
1. Cem kelimesi ne anlama gelmektedir.
2. Cem evi ismi nereden gelmektedir.
Cem kelimesi, Arapçada “toplamak, bir araya getirmek” anlamına gelen cema fiilinden türemiştir. Cemevi, cami, cemaat ve cuma kelimeleri de aynı Cem kökünden gelmektedir. Kur’an’a göre, içlerinde Allah’ın adının anıldığı her yer, cami veya cemevi fark etmeksizin mescit statüsüne girer.
Alevilerin ibadethanesi cemevleridir. Kur’an-ı Kerim’de cemevi ile alakalı geçen ayetler, bu ibadethanelerin önemini ortaya koymaktadır. Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerinin ismi, Hz. Ali'nin de içinde doğduğu kutsal ev olan Beytullah’tan (Kabe’den) gelmektedir. İslam inancında, insanların ibadet için ilk cem ettikleri, toplandıkları yer Allah’ın evi olarak bilinen Kabedir. Beytullah, “Allah’ın evi” demektir. Rivayetlere göre, ilk Beytullah’ı cem evini inşa eden kişi Hz. Adem’dir. Hz. Adem ve ehli beytinin cem edip ibadet ettikleri kutsal ev, çeşitli dönemlerde yaşanan tufanlarla yıkılmış, daha sonra Hz. İbrahim ve oğlu İsmail tarafından yeniden inşa edilmiştir. Kur’an’da ise Beytullah’ı inşa eden kişi Hz. İbrahim ve Hz. İsmail olarak belirtilir. Allahu Teala şöyle buyurur:
"Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak Sensin." (Bakara, 128. Ayet)
Hz. İbrahim ve Hz. İsmail, kutsal evi yaptıktan sonra dua etmişlerdir: “Rabbim, bizden bunu kabul buyur, tövbemizi affet ve bizden sana itaat edecek nesiller gönder; bize ibadet usullerimizi göster.” Bunun üzerine Allahu Teala, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in kutsal evde nasıl cem edip ibadet edeceklerini belirlemiştir. Allahu Teala şöyle buyurur:
"Bir zamanlar İbrahim’e Beytullah’ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta duranlar, rükû (Allah’ın emrine boyun eğenler) ve secde (Allah’ın emrine teslim olanlar) için evimi temiz tut." (Hac, 26. Ayet)
Kur’an-ı Kerim’in Hac Suresi 26. ayetinde belirtilen ibadet ritüelleri, cemevlerinde de aynen uygulanmaktadır. Bu ritüellere örnek vermek gerekirse, kutsal evde kadın-erkek ayrımı olmaksızın tavaf (semah) dönme ve kurban kesme ibadetleri bulunmaktadır. Erenlerimizden Seyyid Seyfullah, semahın Cenabı Hakka duyulan aşk ve manevi güzelliklerini dile getirirken şöyle ifade eder:
*Bir dertliyem, derdim vardır,
Ya ben nice dönmiyeyim.
Her dem işim ah-u zardır,
Ya ben nice dönmiyeyim.
Aşk odur, yürekde yanar,
Beni gören mecnun sanar.
Gökyüzünde Ay, gün döner,
Ya ben nice dönmiyeyim.
Gel, şekki gönülden gider,
Mü'minlerde inkar nider.
Melekler Arşı devreder,
Ya ben nice dönmiyeyim.
Biziz ümmet-i naciler,
Din yolunda duacılar.
Ka'bede döner hacılar,
Ya ben nice dönmiyeyim.
Bu sırra münkirler ermez,
Dost yüzünü körler görmez.
Çarh-ı felek döner durmaz,
Ya ben nice dönmiyeyim.
Yeller eser, deniz coşar,
Irmaklar dağlardan aşar.
Döne döne sular taşar,
Ya ben nice dönmiyeyim.
Seyyid Nizamoğlu tekdir,
Münafıkın işi şekti.
Evvel, ahır dönmek haktır,
Ya ben nice dönmiyeyim?...*
Kutsal ev Kabe’de milyonlarca insanın Allah aşkıyla döndükleri gibi, Alevi-Bektaşiler de cemevlerinde Seyyid Seyfullah’ın bu nefesi gibi, erenlerin nefesleriyle gönüllerinde Allah aşkını yaşar ve onun zikriyle semah dönerler. Semah ibadeti, Kur’an’da Allah’ın bir emri olarak yer almaktadır.
Kur’an’da Allahu Teala şöyle buyurur:
"Hani, biz Kâbe’yi insanlara cem toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir musalla yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû (Allah’ın emrine boyun eğenler) ve secde (Allah’ın emrine teslimiyet gösterenler) için evimi tertemiz tutun." (Bakara, 125. Ayet)
Hac 26 ve Bakara 125. ayetlerde belirtildiği gibi, tavaf edenler, semah dönenler, ayakta ibadet edenler, secde ve rükû edenler için ev temiz tutulur. Secde, kutsal evde yapılan fiziki ritüelden öte, Cenabı Hakka yapılan teslimiyeti ifade etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teala şöyle buyurur:
"Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ediyor." (Hac, 18. Ayet)
Secde kelimesi Arapçada scd fiilinden türemiştir ve teslimiyet gösterme anlamına gelir. Kur’an bağlamında secdenin asıl anlamı, Allah’a mutlak teslimiyeti göstermektir. Hac Suresi 18. ayette olduğu gibi, güneş, ay, yıldızlar, hayvanlar ve ağaçların Allah’a secde etmesi, fiziksel bir eğilme değil, yaratılış gayelerine uyum sağlayarak Allah’a mutlak teslimiyetin manevi ifadesidir. Cemevlerinde secde, Allah’a teslimiyet olarak yerine getirilir ve ritüel boyutu da mevcuttur. Ayrıca Bakara Suresi 125. ayette, Hz. İbrahim’in makamından bir musalla yeri edinilmesi emredilmektedir. Geleneksel meallerde bu “namazgah” olarak çevrilse de asıl anlam, Hz. İbrahim’in makamından Rabbinize yönelme ve bağ kurma yerini ifade eder. Musalla kelimesi zamanla, namaz kılınan yer, cenaze namazının kılındığı açık alan veya cenazenin konulduğu musalla taşı gibi anlamlar kazanmıştır. Ancak asıl anlamı, yönelme ve bağ kurmadır.
Kısacası, cami, cemevi veya Kâbe fark etmeksizin, Allah’a yönelen her mekân bir musalla olarak kabul edilir.
Alevi-Bektaşi ibadet biçimi, Hz. Adem’den itibaren bütün peygamberlerin kutsal evde uyguladığı ibadet şeklidir. Alevi-Bektaşi ibadet usulü, Hz. Muhammed, Ehlibeyt ve kırklar tarafından uygulanmış, Anadolu’ya Seyyidi Saadet Alevi Ocakları aracılığıyla taşınmıştır. Alevi inancının temel ibadeti olan Cem ibadetinin usulleri; Seyyid Temiz, Baba Mansur, Şeyh Hasan, Dede Kargın, Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa ve Hubyar Sultan gibi Anadolu erenleri tarafından uygulanmış ve yayılmıştır.
Alevi-Bektaşi inanç sisteminde 12 hizmet inancı vardır. Cem evlerinde uygulanan 12 hizmetin temeli Kur’an’a ve Hz. Muhammed’in uygulamalarına dayanır. Bu hizmetlerden biri kurbancı hizmetidir. Kurban kesme ibadeti genellikle yılda bir defa Birlik Cemlerinde yapılır. Hz. Muhammed döneminde kutsal evde yerine getirilen bu ibadet, Anadolu’daki Alevi ocakları tarafından dergahlarda uygulanmıştır. Kur’an-ı Kerim’de Allahu Teala şöyle buyurur:
"Gelsinler ki, kendilerine ait bir takım yararları yakînen görmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Kâbe’ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yeyin, hem de yoksula, fakire yedirin." (Hac, 28)
Kur’an’da mescit kavramı, daha önce belirtildiği gibi, “Allah’ın adının anıldığı bütün ibadet mekânlarını” içine alan geniş bir anlam alanına sahiptir (Bakara 2/114; Hac 22/40). Kur’an, mescide gelenlere özellikle temiz ve güzel elbiselerle gelmelerini, bunun yanı sıra “yiyin, için fakat israf etmeyin” ilkesine uymalarını emretmektedir (A‘râf, 31). Bu ayette hem ibadet mekânına uygun, temiz ve güzel bir dış görünüşün gerekliliği hem de tüketimde ölçülülük prensibi birlikte vurgulanmaktadır. Bu çerçevede dikkat çekilmesi gereken husus şudur: Günümüzde ibadetlerin sonunda lokma dağıtılması, Kur’an’ın mescitlerde öngördüğü bu paylaşım ve israf etmeme ilkesine uygun bir uygulamadır; ancak bu uygulama yalnızca cemevlerinde sürdürülmekte olup, ibadet sonrası lokmacı-sofracı hizmeti olarak lokma dağıtma geleneği hâlen devam etmektedir. Dolayısıyla ibadet sonrası lokma paylaşımının sürdürüldüğü tek ibadet mekânı olan cemevlerinin, Kur’an’da yer alan mescid kavramıyla pratik açıdan en uyumlu yapıyı temsil etmektedir.
Hac Suresi 29. ayette şöyle buyrulmaktadır:
> “Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o Eski Ev’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler.”
Bu ayet, kutsal evde ibadete katılan kimselerin içsel arınmalarını tamamlamalarını gerekli kılar. Ayette geçen “kirlerini gidersinler” ifadesi, yalnızca fiziksel temizlik anlamına gelmez; kişinin ruhî temizlik, günah ve kırgınlıklardan uzaklaşma ve ibadete uygun bir ruh hâline ulaşması anlamını taşır.
Günümüz Alevi geleneğinde de bu ilke benzer biçimde yaşatılmaktadır. Cemevlerinde, dargın, küskün veya içsel arınmasını tamamlamamış kimselerin ibadete kabul edilmemesi, ayetin vurguladığı içsel temizlik ilkesinin pratikte karşılık bulduğunu göstermektedir.
"Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir..." (Nur, 35. Ayet)
Bu çıra, Allah’ın isminin zikredildiği cemevlerinde yakılır ve cem ibadetine katılanların manevi olarak aydınlanmasını temsil eder.
Nur 36. Ayet:
“(Bu çırağı) birtakım evlerde yakılır. Allah, o evlerin yüceltilmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O’nu öyle kimseler tesbih eder ki…”
Bu ayette, cemevlerinde Allah’ın nurunun temsili için yakılan çerağın, saf ve temiz bir niyetle ibadet eden insanların gönüllerini aydınlatması ifade edilmektedir.
Alevi Bektaşi ozanlarından olan Edip Harabî Baba kutsal eve atıfla bir nefesinde şöyle der:
**Ey vaiz sen bize va’z edemezsin
Çünkü her bir ilmin deryasıyız biz
Bizim yurdumuza hiç gidemezsin
Hakikat Kaf’inin Anka’sıyız biz
Haberdar olaydın şirri sübhândan
Feragat ederdin küfr-ü imandan
Bir şey anlamadın sen mağz-ı Kur’an’dan
Kur’an’ın esrâr-ı mânâsıyız biz
Biz tertip eyledik Kâbe-kavseyn’i
Kurb-u Ev Edna’da kurduk cem ayini
Fehm eyleyemezsin sen o mabeyni?...*
YAZARI: İlâhiyatçı Araştırmacı Turgut Bilek
YAZILIŞ TARİHİ: Kasım 2025
ANAHTAR KELİMELER: Cemevi, Beytullah, Kabe, Cem ibadeti, Semah, Secde, Musalla, 12 hizmet, Alevilik, Bektaşilik, Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Ali, Hz. Muhammed, Erenler
---
Yorumlar
Yorum Gönder